|
POLİTİKA -> Fehmi Koru'dan müthiş iddia
Fehmi Koru'dan müthiş iddia
REFAHYOL döneminin Başbakanı Tansu Çiller, terörist başı Abdullah Öcalan'a suikast planladı, rakibi Mesut Yılmaz, suikast planını Öcalan'a bildirdi. İşte Fehmi Koru'nun köşe yazısında gündeme taşıdığı o iddianın ayrıntıları
Biri açıklasa minnettar kalacağım Acaba devletin ilgili kurumlarından birinde 'Abdullah Öcalan'la yapılmış, ama yayın imkânı verilmemiş röportajlar' diye ayrı bir raf var mıdır? Varsa, o rafa yerleştirdikleri röportajları bizlerle paylaşmazlar mı Şimdilerde “O günlerdeki yöntemi izlemeliyiz” cümlesi eşliğinde övülen 'Şam süreci', hiç kuşkusuz hesaplı kitaplı bir çıkıştı Türk devleti açısından: Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Atilla Ateş teftiş esnasında Reyhanlı'da 'gerekenin yapılacağını' söyleyerek Şam yönetimine gözdağı verdi önce, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de devamı getirdi. Ardı çorap söküğü gibi geldi: Yıllardır Şam'da varlığına göz yumulan Abdullah Öcalan'a “Artık gitme vakti” dedi Muhaberat... Moskova'ya, Roma'ya, Atina'ya, oradan da Kenya ve İmralı'ya uzun yolculuğu başladı terör örgütü liderinin... Yayın yüzü görmemiş röportajlar o yolculuğun hemen öncesi ve sırasında gerçekleşti. Öncesinde kendisiyle röportaj için Bekaa Vadisi'ne gitti gazeteciler bazısı da Roma'da görüştü... Röportajların çoğu -ilân da edildiği halde- gazeteleri tarafından yayına konulmadı. Hemen hepsinin bir kopyası daha ülkeye adım attıkları anda yanlarında biten görevliler tarafından teslim alındı. Bir gazete patronuna, “Neden yayınlamadınız?” diye sorduğumda, cevap olarak ellerini kelepçelenmiş gibi bir duruma soktuğunu ve “Bunu göze alamazdım” dediğini hatırlıyorum. O sıralar şöyle düşünmüştüm: Yapılan röportajları yayınlatmayacak kadar güçlü irade, neden röportajcılar yola çıkmadan önce yasağı hatırlatmıyor? O iradenin sahibi olan kurumun Öcalan'a röportajcı gönderen gazetelerde kanalları var neden onlar aracılığıyla, gazete yönetimlerine, “Yayınlatmayacağız, boşuna masraf edip adam göndermeyin” uyarısında bulunulmuyor? Herhalde sebep şuydu: Röportaj kasetlerine sınırda el koyanlar terör örgütü liderinin ne söyleyeceğini bizden fazla merak ediyor olmalıydılar. Ne mesaj vereceği merakıydı bu. Hatta ilk el konulan kasetten sonra durumu anlayan Abdullah Öcalan'ın, yanına gelen gazetecilere, onlar bilmeseler bile, kasetlere el koyacak iradeye hitap eden 'röportajlar' verdiğini sanıyorum. İşte o günlerde yayınlanmayan röportaj sahiplerinden birkaçıyla konuşma fırsatı bulmuş, son görüşmelerde hep aynı öykünün anlatıldığını öğrenmiştim: Bir önceki iktidarın (Refahyol) önemli bir bakanı, başbakanlığı döneminde kendisini ortadan kaldıracak bir suikast girişimini organize etmiş, ama bir başka önemli siyasetçi ortak bir tanıdıkları aracılığıyla haber göndererek girişimi boşa çıkartmıştı. O zaman (yani, ta mart 1999'da) bayağı rümuzlu anlatmışım meramımı... “Roma'dayken, vaktiyle kendisine karşı düzenlenen bir operasyonu akamete uğratmak için devreye giren bir siyasi parti liderinden söz ediyordu PKK lideri. Olay, 1995 seçimleri öncesinde geçmiş olmalı. Hani, zamanın başbakanının, 'Ya bitecek, ya bitecek' diye açıklamalar yaptığı, seçimde elini güçlendirmek üzere bir operasyon izni verdiği kuşkularının ayyuka çıktığı günler... Seçim sonrasında, bir parti lideri tarafından, 'Örtülü ödenekteki 500 bin dolar ne oldu?' diye dönemin başbakanına hesap sorulmuştu ya işte o günler... “Öcalan, soranlara, 'Bir siyasi, bir yakını aracılığıyla, 'Operasyon yapılacak, kaç' haberi gönderdi bana' diye anlatıp durdu Roma'da. Bu tür açıklamalar, Roma'ya gidip terör örgütü lideriyle görüşen Türk gazetecilerin dönüşte havaalanında el konulan teyplerinde de kayıtlıymış...” Yazıdaki rümuzları açan bir gelişme yaşandı şu yakınlarda: Star yazarı Şamil Tayyar terör suçundan cezaevinde yatan Şemdin Sakık'ın kendisine gönderdiği bir mektubu yayımladı. Yazısının sonunda, kanlı bir teröristin sözleriyle ülkede başbakanlık yapmış birini ve bir siyasi tahlilciyi böylesine ağır bir ithamın tarafı haline getirmeyi doğru bulmadığını yazsa da, benim vaktiyle çok dolaylı anlatabildiğim iddia ilk kez isimlendirilmiş oldu. Okuyalım: “Sakık, 1996 yılı bahar döneminde Zap karargahındayken Şam'da bulunan Öcalan'la görüşüyormuş, o esnada büyük gürültü olmuş, Öcalan kısa bir sessizlikten sonra 'Türkçe eğitim okuluna bombalı saldırıda bulundular' demiş! / Daha sonra kampta Öcalan, o bombalı eylemle ilgili militanlara şöyle demiş: Tansu Çiller bana bombalı suikast planladı. Mesut Yılmaz bu bilgiyi Avrupa'da bulunan Yalçın Küçük vasıtasıyla bana ulaştırdı, biz de tedbirimizi aldık.” Bir dönemi eğrisi ve doğrusuyla öğrenmemiz için bu iddiaya da açıklık getirilmesi gerekiyor. Mesut Yılmaz ve Yalçın Küçük burada, röportajlar da el koyanların yerleştirdiği rafta. Hangisi ilk davranırsa kabulüm...
Hangi siyasetçi Apo'ya ''kaç'' dedi, açıkla Fehmi Koru!.. Olaya “neyi kim, ne amaçla açıklamış?..” diye bakıp açıklananı es geçmem... Demokrasiye, laikliğe, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerine ve ulaşmaya çalıştığımız Avrupa standartlarındaki medeniyete en önemlisi de insanın onuruna ve şerefine ne uygunsa başımın üstüne alır koyarım... Geri kalanını hava gazı sayarım... Çift kişilikli mi bilmem ama çift imzalı Fehmi Koru’nun Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün gençlik yıllarında Londra’da ev arkadaşı olması, iktidar ailesinin göbeğinde sayılması, elbet son zamanlarda yazdıklarının etkisini artırıyor... Çünkü Fehmi Koru, bazen en güçlü ve perde arkası odakların üflediği haberleri, ustaca hazırlanmış senaryolar eşliğinde okuyucularına sunuyor... Kendisi ne kadar inkâr etse de, Ergenekon’da içeri alınacakların hepsini önceden bildiğinden kuşkum yok...
Belden aşağı pisliklere bulaşmadıkça, üfleyen çevrelerin haberlerinden ve Fehmi’nin analizlerinden, yararlanırım ben... Dün kendi kimliğini gizlediği imzasıyla yani Taha Kıvanç mahlasıyla yazdığı yazıda çok önemli bilgiler vermiş Fehmi... 28 Şubat’ın başaktörlerinden Orgeneral Çevik Bir’in terör örgütü lideri Apo’yla görüştüğünü ve 6 maddelik bir mutabakat metni üzerinde anlaştıklarını yazıyor... Öyle bir kaleme almış ki, “bu yazıdan Apo’yla görüşen Çevik Bir’in onunla anlaşmaya çalışan vatan haini olduğunu” sanabilirsiniz...
O sırada devleti yönetenlerin, ülkeyi kana bulayan terör örgütleriyle, zaman zaman arabucular kanalıyla mesajlaştıkları, görüştükleri sır değildir... Rahmetli Özal bunun için çok ünlü iki gazeteciyi kullanırdı... İngiltere Hükümeti’nin, el altından IRA’yla yaptığı görüşmelerden, anlaşmalardan roman çıkar... Bunları popülizm paketine sararak sokaktaki vatandaşa “Vay anasına sayın seyirciler... Demek vatan evlatları şehit düşerken adamlar herifçioğluyla görüşüyordu” mantığıyla rezil etmeye çalışmak, kendisine ciddi ve saygın diyen bir yazarın üslubu olmasa gerek... Ama biliyoruz ki, Fehmi Koru’nun ciddiyet ve saygınlıktan önce, bağlı bulunduğu cepheyi korumak, karşı tarafı itibarsızlaştırmak gibi fonksiyonları var... 28 Şubat’a nasıl olursa olsun vurmak Fehmi’nin hedeflerinden, onun için Çevik Bir’i Apo’yla anlaşma sağlayan orgeneral yaftasıyla itibarsızlaştırmak, ciddiyet ve saygınlıkla alakası olmasa da, Fehmi Koru’nun karşı cepheye el altından geçirme amacına gayet uygun...
Fehmi diyor ki: “Öcalan’a kaç diyen siyasetçiyi merak mı ediyorsunuz?.. Bekleyin!..” Beklemeyelim ve hemen açıkla Fehmi... “Hangi siyasi, ne amaçla Öcalan için, kaçsın” dedi?.. Öcalan nereden kaçacaktı?.. Apo, kim ne zaman üstüne geliyordu ki kaçacaktı?.. Meçhul siyasetçi niye Apo’nun kaçmasını istiyordu?.. Kaçması gerektiğini meçhul siyasetçi kime iletti?.. Açıkla bunları Fehmi... “Az sonra” çekilecek bir olay değil bu çünkü!..
|
EN ÇOK OKUNANLAR
EN ÇOK YORUMLANANLAR
VİDEOLAR
GALERİLER
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||